İmzalı Onam Formu Doktoru Her Durumda Korur mu?
Bir hastaya uygulanacak tıbbi müdahale öncesinde onam formunun imzalatılmış olması, hekim açısından önemli bir hukuki güvencedir. Ancak yalnızca hastanın veya yakınının imzasını taşıyan standart bir form, ortaya çıkan her uyuşmazlıkta doktoru sorumluluktan kurtarmaya yeterli olmayabilir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 22.05.2019 tarihli kararı, özellikle anestezi içeren müdahalelerde aydınlatılmış onamın kapsamının ve komplikasyon yönetiminin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin önemli tespitler içermektedir.
Mahkeme kararında yer alan olayda ne yaşandı?
Otizm tanısı bulunan küçük bir hasta, diş tedavisi amacıyla özel bir ağız ve diş sağlığı merkezine götürülmüştür. Hastaya anestezi altında diş çekimi ve dolgu işlemleri uygulanmıştır.
Tedavi sırasında hastada kasılma, yüksek ateş, solunum güçlüğü ve taşikardi gibi bulgular gelişmiştir. Hasta önce başka bir özel hastaneye, ardından üniversite hastanesine sevk edilerek yoğun bakıma alınmıştır. Ancak gerçekleştirilen müdahalelere rağmen hastada kalıcı nörolojik hasar meydana gelmiştir.
Hasta yakınları; diş hekimi, anestezi uzmanı ve sağlık kuruluşunun gerekli özeni göstermediğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Davalı doktorlar ve hastane ise uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğunu, gerekli bilgilerin aileye verildiğini ve ortaya çıkan tablonun bir komplikasyon niteliğinde bulunduğunu savunmuştur.
Yerel Mahkeme Neden Davayı Reddetti?
Yargılama sırasında Adli Tıp Kurumundan ve farklı bilirkişi heyetlerinden raporlar alınmıştır. Bu raporlarda, uygulanan anestezi yönteminin ve meydana gelen tıbbi tablonun yönetiminin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiş; doktorlara kusur yüklenmemiştir.
Yerel mahkeme de bu raporları esas alarak tazminat davasının reddine karar vermiştir.
Ancak Yargıtay, yapılan incelemeyi yeterli bulmamıştır.
Peki Yargıtay Doktorları Kusurlu mu Buldu?
Hayır.
Yargıtay, doktorların kesin olarak kusurlu olduğuna veya tazminat ödemesi gerektiğine karar vermemiştir. Kararın bozulmasının nedeni, doktorların kusurunun yeterli uzmanlığa sahip bir bilirkişi heyeti tarafından bütün yönleriyle araştırılmamış olmasıdır. Yani dosyada yer alan olayın, yerel mahkemede yapılan yargılama aşamasında yeterli uzmanlığa sahip bilirkişilerce araştırılması gerekmektedir.
Uyuşmazlığın temelinde anestezi uygulaması bulunmasına rağmen, sonradan düzenlenen bilirkişi raporlarında anestezi uzmanının yer almaması önemli bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.
Bu nedenle anestezi, yoğun bakım ve diş tedavisi alanlarında uzman kişilerden oluşan yeni bir bilirkişi heyeti kurulması istenmiştir. Görüldüğü üzere bu noktada karar öncelikle, ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama aşamasında, bilirkişi heyetinin yeterli uzmanlığa sahip kişilerden oluşmasını öngörmektedir.
Karar Metninden Çıkarılan Diğer Sonuçlar: Kötü Sonuç Doktorun Kusurlu Olduğunu Gösterir mi?
Kararda, hekimin tedavi sonucunu garanti etmediği açıkça kabul edilmiştir.
Hekimin sorumluluğu, her tedavinin mutlaka başarılı sonuçlanmasını sağlamak değildir. Tıp biliminin gereklerine uygun bir müdahale yapılmasına rağmen istenmeyen bir sonuç veya komplikasyon ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda yalnızca hastanın zarar görmüş olması, doktorun kusurlu sayılması için yeterli değildir. Ancak bunlarla birlikte hekim;
Hastanın durumunu zamanında değerlendirmeli,
Gerekli tetkikleri yaptırmalı,
Hastaya uygun ve güvenli tedavi yöntemini seçmeli,
Öngörülebilir risklere karşı gerekli önlemleri almalı,
Komplikasyon gelişmesi hâlinde zamanında müdahale etmeli,
Gerektiğinde hastayı uygun koşullarda daha donanımlı bir sağlık kuruluşuna sevk etmelidir.
Dolayısıyla komplikasyonun ortaya çıkması kadar, komplikasyonun nasıl yönetildiği de hukuki sorumluluğun belirlenmesinde önem taşımaktadır.
Hastanın Özel Durumu Dikkate Alınmalı mı?
Yargıtay, somut olayda hastanın otizm tanısı üzerinde özellikle durmuştur.
Bir tedavi veya anestezi yönteminin genel olarak tıp kurallarına uygun olması, her hasta açısından otomatik olarak en uygun yöntem olduğu anlamına gelmemektedir. Hastanın yaşı, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar, alerjileri, önceki tedavileri ve diğer kişisel özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle kararda, seçilen anestezi yönteminin otizm tanılı bu hasta açısından güvenli olup olmadığının ayrıca araştırılması gerektiği belirtilmiştir.
Hekim tarafından yapılan hastaya özgü değerlendirmenin yalnızca gerçekleştirilmesi değil, hasta dosyasına anlaşılır ve ayrıntılı biçimde kaydedilmesi de önemlidir.
İmzalı Onam Formu Neden Yeterli Görülmedi?
Olayda hastanın babası tarafından imzalanmış bir anestezi bilgilendirme formu bulunmaktadır. Ancak Yargıtay, formda meydana gelebilecek komplikasyonların ayrıntılı biçimde gösterilmediğini ve yalnızca genel ifadelerle kabul beyanı alındığını belirtmiştir.
Başka bir ifadeyle, formun imzalanmış olması tek başına yeterli görülmemiştir. Kararın belki de uygulamada en önemli kısımlarından birisi budur. Geçerli bir aydınlatılmış onamın varlığı son derece önemlidir.
Geçerli bir aydınlatılmış onam neler içermelidir?
Geçerli bir aydınlatılmış onamdan söz edilebilmesi için hastaya veya kanuni temsilcisine;
Müdahalenin amacı ve niteliği,
Uygulanacak yöntemin özellikleri,
Tedavinin muhtemel yararları,
Önemli ve hastaya özgü riskler,
Ortaya çıkabilecek komplikasyonlar,
Alternatif tedavi yöntemleri ve bunların riskleri,
Tedavinin reddedilmesi hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçlar
anlaşılabilir bir dille açıklanmalıdır.
Bilgilendirme, standart bir formun imzalatılmasından ibaret bırakılmamalıdır. Hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumu dikkate alınmalı; açıklamalar hastanın veya yakınının anlayabileceği şekilde yapılmalıdır.
Aydınlatmanın Yapıldığını Kim İspatlamalıdır?
Yargıtay kararına göre hastanın yeterli şekilde aydınlatıldığını ve geçerli onamının alındığını ispatlama yükü hekim ile sağlık kuruluşundadır.
Bu nedenle “Hastaya sözlü olarak bilgi verilmişti” şeklindeki bir açıklama, yeterli kayıt bulunmadığında ispat bakımından sorun yaratabilir. Aydınlatmanın kapsamını gösteren ayrıntılı belgelerin hasta dosyasında bulunması doktor açısından önemli bir güvence oluşturur.
Onam formunda yalnızca genel ifadeler kullanılmamalı; ilgili müdahaleye özgü önemli riskler ve komplikasyonlar belirtilmelidir. Bilgilendirme tarihi ve saati ile bilgilendirmeyi yapan kişinin kimliği de kayıt altına alınmalıdır.
Sağlık Kuruluşunun Donanımı da İncelenir mi?
Kararda yalnızca müdahaleyi gerçekleştiren doktorların davranışları değerlendirilmemiştir. Sağlık kuruluşunun organizasyonu ve teknik yeterliliği de inceleme konusu yapılmıştır.
Yargıtay tarafından;
Sağlık merkezinin gelişen komplikasyona müdahale edebilecek imkânlara sahip olup olmadığı,
Acil müdahalenin zamanında yapılıp yapılmadığı,
Yoğun bakım ihtimaline karşı gerekli organizasyonun bulunup bulunmadığı,
Hastanın daha donanımlı bir merkeze zamanında sevk edilip edilmediği,
Sevkin tıbben uygun araç ve koşullarda gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği
hususlarının araştırılması istenmiştir.
Bu yaklaşım, komplikasyon meydana geldiğinde yalnızca doktorun bireysel müdahalesinin değil, sağlık kuruluşunun bütün organizasyonunun değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Doktorlar Bu Karardan Hangi Sonuçları Çıkarmalıdır?
Tıbbi müdahalenin doğru yapılması kadar, müdahale öncesindeki değerlendirme ve müdahale sonrasındaki sürecin belgelendirilmesi de önemlidir.
Özellikle anestezi veya önemli risk içeren girişimler öncesinde hastaya özgü bir risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Hastanın bilinen hastalıkları ve kişisel özelliklerinin tercih edilen yöntem üzerindeki etkisi değerlendirilerek hasta dosyasına kaydedilmelidir.
Onam formlarında genel ve soyut ifadelerle yetinilmemelidir. Önemli komplikasyonlar, alternatif yöntemler ve hastaya özgü riskler açıkça belirtilmelidir.
Komplikasyon geliştiğinde ise hastanın bulguları, gerçekleştirilen müdahaleler, konsültasyonlar ve sevk süreci saatleriyle birlikte kaydedilmelidir. Sevkin zamanı, gerekçesi, yöntemi ve gerçekleştirildiği araç dosyada gösterilmelidir.
Sonuç
Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 22.05.2019 tarihli kararı, kötü bir tıbbi sonucun tek başına doktor kusuru anlamına gelmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak komplikasyon savunmasının kabul edilebilmesi için tıbbi müdahalenin, hastaya özgü risk değerlendirmesinin ve komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun şekilde gerçekleştirilmiş olması gerekir.
Kararın doktorlar açısından en önemli mesajı, imzalı bir onam formunun her durumda yeterli bir hukuki koruma sağlamadığıdır. Onamın geçerli kabul edilebilmesi için bilgilendirmenin somut müdahaleye ve hastanın kişisel özelliklerine uygun olması; bu sürecin ayrıntılı şekilde belgelendirilmesi gerekir.
Kısacası, doktor açısından hukuki güvence yalnızca hastanın imzasından değil; doğru tıbbi uygulama, hastaya özgü aydınlatma ve düzenli kayıtların birlikte bulunmasından doğmaktadır.
İncelenen karar: Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 22.05.2019 tarihli, E. 2017/2329, K. 2019/2441 sayılı karar.
Yorumlar